18 Yaş Altı Erkek Avrupa Şampiyonası Sırbistan'da sona erdi. Kupayı Almanya kaldırdı; Slovenya ikinci, Danimarka üçüncü oldu. Ay-yıldızlı U18 Millî Takımı ise yedi maçın tamamını kaybederek organizasyonu 24. ve son sırada tamamladı. Skor tablosu acımasız görünüyor — ama asıl hikâye, o tablonun gösterdiğinden biraz daha derinde.

Millîler B Grubu'nda ev sahibi Sırbistan'a 34-25, İtalya'ya 41-23 ve turnuvanın yeni şampiyonu Almanya'ya 45-23 yenilerek gruptan galibiyetsiz çıktı. Sıralama turunda ise tablo değişti: İsveç'in ardından Kuzey Makedonya'ya 29-27, İsviçre'ye 39-32 ve kapanış maçında Karadağ'a 28-26 mağlup oldular. Avrupa'nın elit ekipleri karşısında farklar açılırken, kendi seviyesindeki rakiplere karşı maçlar iki gole kadar indi. Bu ayrım önemli: sorun mücadelede ya da hevesin eksikliğinde değil, en tepedeki ekiplerle aradaki tecrübe farkında.

Bu farkın kökeninde tek bir gerçek var: Türk hentbolünün henüz bir turnuva alışkanlığı yok. Bunu anlamak için uzağa gitmeye gerek yok — A Millî Erkek Takımımız, tarihinde ilk kez bir Dünya Şampiyonası'na 2027'de çıkacak ve bugüne dek hiçbir Avrupa Şampiyonası'nda yer almadı. Elit takımı büyük turnuvayla daha yeni tanışan bir ülkenin, 18 yaşındaki gençlerinden hazır bir turnuva olgunluğu beklemesi gerçekçi olmaz. Turnuva kültürü bu ülkede henüz doğuyor.

Aynı ülkede bunun nasıl kurulduğunun örnekleri var — ama başka branşlarda. Türk basketbolu alt yaş gruplarında Avrupa şampiyonlukları gördü: 16 Yaş Altı'nda 2005 ve 2012 altın madalyaları, 2013'te ise Genç Millîlerin tarihindeki ilk Avrupa şampiyonluğu. Kadın voleybolunun "Genç Sultanları" son yıllarda Avrupa kürsüsünün adeta değişmez konuğu oldu; 2024'te 20 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası'nda altın kazandı. Bu başarılar tesadüf değil: her iki branşta da alt yaş millî takımları büyük ölçüde aynı teknik anlayış ve süreklilik gösteren kadrolarla yürütüldü. Teknik ekip ve sistem yıllar içinde yerinde kaldıkça, hem oyun modeli oturdu hem de bir kuşak diğerini besledi.

Hentbolde ise eksik olan tam da bu süreklilik. Sistem ve teknik ekip sık sık değiştiğinde ne bir oyun modeli kök salabiliyor ne de kazanılan turnuva deneyimi bir sonraki kuşağa aktarılabiliyor; her yeni yapılanma, öncekinin biriktirdiğinin üzerine koymak yerine sıfırdan başlıyor. Basketbol ve voleybolu kürsüye taşıyan şey fazladan bir yetenek değil, korunan bir hafıza ve istikrarlı bir zemindi. Hentbolün 24'üncülükten yukarı çıkması da aynı zemine — sürekliliğe — bağlı.

Ve kültür, tanımı gereği tekrarla kurulur. Bir turnuva öğretir; on turnuva alışkanlık yaratır. Bu U18 nesli bir arada tutulur, aynı teknik anlayışla yıl yıl yeniden sahaya çıkar ve büyük maç temposuna defalarca maruz kalırsa, bugün iki gol farkla kaybedilen maçlar yarın kazanılmaya başlar. Bugünkü 24'üncülük bir hüküm değil, bir başlangıç fotoğrafı; kıymeti, ardından gelenlerle ölçülecek.

Peki sırada ne var? Sırbistan'daki bu turnuva aynı zamanda 2027 U19 Dünya Şampiyonası'nın elemesiydi; ilk 14 takım Dünya biletini aldı, 24. sırada kalan Millîler bu kesime giremedi. Bir sonraki U18 Avrupa Şampiyonası ise 2028'de oynanacak — ama tamamen yeni bir kuşakla; bu yılki oyuncular yaş atlıyor. Üstelik o şampiyonaya katılım da garanti değil: her devrede eleme turnuvalarından geçmek, aksi halde alt basamaktaki Championship kümesine düşmek var. İşte sürekliliğin gerçek sınavı tam burada başlıyor: yeni kuşak sahaya çıktığında, bugün edinilen deneyimi ona taşıyabilecek yegâne köprü, yerinde kalan bir teknik ekip ve oturmuş bir sistemdir. O köprü kurulmazsa, 2028 nesli de aynı yerden, sıfırdan başlar.

Almanya bu kupayı bir tesadüfle kaldırmadı; arkasında on yılların turnuva birikimi, kesintisiz bir altyapı ve alışkanlık hâline gelmiş bir büyük maç kültürü var. Türkiye o yolun henüz başında. Yedi mağlubiyet moral bozabilir; ama sorulması gereken soru sıralama değil: Bu nesle, edindiği deneyimi alışkanlığa çevirecek sürekliliği verebilecek miyiz? Cevap 'evet' olursa, bu turnuva bir hüsran olarak değil, ilk tuğla olarak hatırlanır.